HİKAYENİN ÖNCESİ

Ramon’u görmek için elindekileri heyecanla bırakan evin diğer üyeleri, merdivenlerden koşarak balkona vardılar.
Kız kardeşleri Alora – Aman Tanrım! Gayet çekici ve kışkırtıcı bir çocuk diyerek ağabeylerinin tepkisine yol açtı.
Martin – Tamam! yirmi yaşındaki bir genç için gayet hoş bir çocuk. Ama, düşüncelerine hakim ol dedi kızgınlıkla kardeşine.
Alora, ilk görüşte hoşlanmıştı ondan. Fakat arkasından kırk, kırk beş yaşlarında esmer, hafif iri yapılı bir adamla, Alora’nın yaşına yakın genç bir kız çıktı. Ve, rıhtım caddesini geçerek yan villanın bahçe kapısından içeri girdiler.
Maria hiç düşünmeden Haydi! Kalkın çocuklar. Kahvaltıya oturalım. Sanırım bayan İsabel bugün işe gelemeyecek. Biraz çabuk olalım. Nasıl olsa akşam iş dönüşü bayan İsabel’e uğrar ve Ramon’a hoş geldin deriz.
Kahvaltı masasında kardeşler, Ramon ve yanındaki genç kız hakkında ilk görüşlerini paylaşıyorlardı.
Pascal - Bir an önce akşam olsun anne. Hemen gitmeliyiz. Bu güzel kızın kim olduğunu öğrenmeliyim derken, Carlos ona
- Sen tanışma konusunda oldukça beceriksizsin diyor ve kardeşler hep birlikte gülüşüyorlardı.
Bütün günün bir an önce geçmesini heyecanla beklediler. Daha önce düzenli ve itinalı olarak yaptıkları çikolata ve pastalardan o gün eser yoktu. Bugün beceriksiz çıkmışlardı. Sonunda pastaneyi kapatıp eve gitme vakti gelmişti. Ellerinde kutulara koydukları çikolata ve pastalarla bayan İsabel’in evinin yolunu tuttular. Evin ışıklarının tümü yanıyordu.
Oysaki Bayan İsabel, sadece iki odanın ışığını açık bırakırdı. Maria ve çocukları bahçe kapısından içeri girerek iç kapıyı çaldılar. Çocuklar kapının açılmasını beklerken, geveze bir şekilde hep bir ağızdan konuşuyorlardı. Kapıya doğru yaklaşan ayak seslerini duyup, hazır ola geçtiler.
Kapıyı, Ramon’un yanında tekneden inen bey açtı. Maria
- İyi akşamlar efendim. Bayan İsabel ve oğlu Ramon’u ziyarete geldik. Kendileri nerede acaba? Derken; Adam:
- Buyurun Ramon benim dedi. Maria ve çocukları bir anlık şaşkınlık yaşadı.
Nasıl yani! Bugün sizinle birlikte gelen genç delikanlı Ramon değil mi?
- Hayır bayan. O benim oğlum Felix. Yanındaki de kızım Eva dedi.
Maria kekeler bir halde – Olamaz. Peki bayan İsabel nerede?
- Nasıl yani, ne demek istiyorsunuz bayan Maria? İsabel annem. O, yirmi beş yıl önce öldü derken; Maria’nın başına bir ağrı saplandı. Başı dönmeye, yüzü sararmaya başladı. Bu söylenilenlere inanamadı.
- Nasıl olur efendim. Sanırım yanılıyorsunuz. Bayan İsabel yaşıyor. Altı aydan bu yana, kendisiyle çok iyi dostuz. Hatta, çikolata ve pasta üzerine kendisine ait pastanede beraber çalışıyoruz dedi şaşkınlıkla.
Pascal – Bayan İsabel’in aklını kaçırmış olabileceğini düşünüyordum. Ama, sanırsam biz kaçırmak üzereyiz diye mırıldandı.
Ramon - Bu kadarı bana yeter. Bir kez daha söylüyorum, annem yirmi beş yıl önce bayan. Siz, nasıl olurda annemle dost olduğunuzu söyleyebilirsiniz. Burada neler oluyor böyle, ne yapmak istiyorsunuz bayan Maria?
- Hayır bay Ramon. Yaşadığımız her şey gerçek. Hatta bakın çocuklarımda bu olaya şahit. Bayan İsabel’le buraya taşındığımızdan itibaren çok güzel günlerimiz geçti. Nasıl olur anlayamıyorum derken, bu anlaşılmaz tuhaf durumdan omuzlarını silkerek kurulmaya çalıştı.
Fakat, bu durum karşısında dehşete kapılmış, hayal kırıklığına uğramıştı. Ramon, bayan Maria ve çocuklarına Lütfen! Buyurun içeriye gelin. Bu konuyu konuşmamız gerekiyor diyerek şu gerçeği bana baştan anlatın diyordu.
Maria ve çocukları tedirgin, huzursuz davranışlar içerisinde bütün yaşadıklarını Ramon’la paylaştılar.
Ramon - Annemin hala burada olduğuna inanamıyorum. Yıllar öncesinde yirmi yaşındayken, bir gece tekneyle balık tutmaya göle çıkmıştım. O gece teknenim benzini bitmişti. Geri gelemedim. Korkuyla beni çok beklemiş. Arabasıyla her yerde beni aramış. Fakat; korkuya kapıldığı için, beni bulma umuduyla arabasını hızlı sürmüş kaza geçirmişti. Hastanede bir ay yattı. Fakat, sonunda onu kaybettim. Benim annemle son hikayem bu. Nasıl olur anlayamıyorum. Buraya her altı ayda bir gelir ve altı ay boyunca kalırım. Sizlerin anlattıklarınızdan sersem gibi oldu başım derken, Martin İsabel’le çektirmiş oldukları fotoğrafları ona gösterdi.
Ramon, fotoğrafları onun elinden alarak, evinin penceresinden Nahuel Huapi gölüne doğru gözlerinden akan birkaç damla gözyaşıyla bakarken
- Biliyor musunuz bayan Maria? Annemin sevgisini hak edecek hiçbir şey yapmadım. Beni, sürekli olarak yapacağım şeyler konusunda uyarıyordu, ya da ben öyle sanıyordum. Ona kızgınlık hissediyordum. O yüzden hep teknemle uzaklara gidiyordum. Fakat, hiçbir geceyi evimden ve ondan ayrı geçirmedim. İşte! o lanet olası geceden sonra annemin işlettiği pastaneyi ve bu evi kapatıp Buenos Aires’e yerleştim. Annemin acısını içimde sindirebilmek adına Bariloche’den gitmiştim. Birkaç yıl sonra, yanımda beni anlayan kız arkadaşım Lauren’le evlendim. İki çocuğumuz oldu. Fakat, benim yaşadığım acılarım bir müddet sonra ona ağır gelmeye başladı. Ben, zor bir adamdım. Beni anlamak çok güçtür. Belki de o yüzden boşandık. Şimdi iki çocuğumla birlikte altı ay burada, altı ay Buenos Aires’te yaşıyor ve avukatlık yapıyorum. Buralara geldiğimde de serserilik yapıyorum. Bariloche’ye gelir ve teknemle Nahuel Huapi gölünde dolaşıp, o günleri anmak için gezintiye çıkarım.
Maria, Ramon ve çocukları dahil bu esrarengiz olaya kimse bir anlam verememişti. Her iki ailede ummadıkları kadar bir gerçekle karşılaşmışlardı.
Peki! bundan sonrası için neler olacaktı?
Tüm hayal kırıklıklarına rağmen şaşkınlık ve gerçek arasında evlerine döndüler. Bütün gece, sabaha kadar yaşadıklarının bir hayal ürünü olup olmadığına dair konuşup durdular. Ertesi gün pastaneye gidecek kadar güçleri kalmamıştı. Ve, pastane o vakitten sonra artık onlarında değildi. Ramon’un izni olmadan pastaneyi işletemezlerdi. Bu yüzden endişeleri vardı.
Öğlene doğru sersemce uykularından uyandılar. Soru işaretleri kafalarında uçuşuyordu. Kahvaltı yapacak dahi halleri yoktu. Maria, balkonda oturmuş bayan İsabel’in evine doğru bakarken, Ramon’un evden çıktığını ve kendilerine doğru geldiğini görür. İçeri doğru seslenerek
– Çocuklar Bay Ramon geliyor. Lütfen onu karşılar mısınız? Der.
Mutfakta olan Pascal, Bay Ramon’u içeri davet ederek, hep beraber annesinin yanına giderler. Ramon da hala onlar gibi üzerindeki bu sersemliği atamamıştır.
- Günaydın Bayan Maria. Akşam sizden sonra çok düşündüm. Kuşkusuz, sizlere inanmaktan başka çarem yok. Tedirgin edici bir durum gibi görünse de, huzur veren yanları da çok. Nasıl oldu bilmiyorum ama, annemi tanıdığınıza çok sevindim. Biliyor musunuz? Çocuklarımla birlikte bir karar vermiştik. Bariloche’ye, Buenos Aires’ten tamamıyla taşınacaktık. Bu gelişimiz onun içindi. Bu kararı vermemiz ve sizin burada bulunmanız şaşırılacak bir durum değil. Belki de, her şeyin bir sebebi vardır. Sanırım, yıllar öncesinde anneme seni bırakıp bir gün buralardan bir daha hiç dönmemecesine gideceğim demiştim. Annem, bana ihtiyar yaşlı bir kadından vazgeçemezsin, vazgeçmen kolay olmayacak demişti. Bu sözüyle sanki, geleceği biliyormuş gibi vazgeçemedim. Ve sizin anlattığınız bu olayla sanırım ki, hiç vazgeçemeyeceğim.
- Sizden bir ricam var: Annemim hatırına pastaneyi işletmenizi istiyorum. Sık sık olmasa da, ben ve çocuklarımda size bu konuda yardımcı oluruz. Lütfen! Bu ricamı kırmayın dedi.
O konuşmadan sonra haftalar boyunca endişeli düşünceler içerisinde, pastaneyle ev arasında gidip geldiler. Bayan İsabel, o vakitten sonra bir daha ortalarda görünmedi. Maria’nın çocukları bu süreç zarfında Ramon’un çocuklarıyla iyi bir arkadaş olmuşlardı. Hatta Ramon’un oğlu Felix’le, Maria’nın kızı Alora arasında aşk kıvılcımları başlamıştı. Gençler birbirlerini eğlenceli ve neşeli buluyorlardı. Maria, Bayan İsabel’in yokluğuna bir türlü alışamamıştı. Ağzından İsabel ismini eksik etmiyordu. Çocuklarıyla birlikte Ramon’un teknesiyle Nahuel Huapi gölünde ve çevresinde sık sık dolaşıyorlar, bayan İsabel’le geçen günlerini anıyorlardı.
Maria ve Ramon mücadele ettikleri bu esrarengiz olaya karşı, söyleyebilecek hiçbir söz bulamıyorlardı. Yavaş yavaş birbirlerinden etkilenmeye, zevklerinin bir olduklarının farkına varmaya başladılar. Duygularını serbest bırakabilecekleri zamanı bekliyorlardı.
Bir gün Maria oğlu Pascal’ı, Eva ile öpüşürken gördü. Gençler, aralarında aşka çoktan adım atmışlardı. Bu ilişkinin ailece aralarının bozulmasına sebep olabileceğinden korkuyordu Maria. Ramon’a karşı hissetmeye başladığı duygularını bu arada kapatmaya çalışıyordu.
Oğlu Pascal’ın duygularına karşı gelmek istemiyordu fakat, ertesi gün oğlunu Eva konusunda sakın bir hata yapma diye uyardı.
Pascal annesine Ramon’dan hoşlanıyorsun: Bunu fark etmedik değil. Ramon’a ve onunda sana bakışını göremeyecek kadar küçük değiliz. Siz, bizi bırakında birbirinize duygularınızı söyleme fırsatını nasıl yakalayacağınızı düşünün dedi annesine kesin bir tavırla. Maria şaşkına dönmüştü.
Oğlu Pascal’a – Bu kadar belli olacağı ihtimalini vermemiştim. Ama sanırsam, gözlerim bu konuda çok sabırsız ve tecrübesiz çıktı diyerek gülüştüler.
Rıhtım caddesi on numaralı ev, onlara yeni heyecanlar sunmuştu. Bir gece yarısı Ramon, onları Nahuel Huapi gölüne teknesiyle gezintiye davet etti. Gölün çevresini aydınlatan teknenin ışıklarıyla gezinirken Ramon, telaş ve yüzünden akan terler içerisinde, kendinden son derece emin biri olarak çocuklarının gözü önünde Maria’ya evlenme teklif etti. Evlenme teklifi öyle ani ve kısa bir zaman içerisinde olmuştu ki, Maria çocuklarının bir bir yüzlerine bakarak onaylarını aldıktan sonra, şaşkınlık içerisinde donmuş gözlerle Ramon’a baktı ve “evet” dedi. Çocukların hepsi gülümsüyorlardı. Sevinçten çılgına dönen gençler, anne ve babalarını yalnız bırakıp kamaraya geçtiler.
Ramon – Yapabileceğim başka bir yöntem yoktu. Yanı başımdaki oturan bu güzel kadını görmezlikten nasıl gelebilirdim. Belki de, annem buraya senin için çağırmıştı beni. İnanılmayacak kadar sana aşık oldum, seni seviyorum diyor Maria’nın ellerinden tutuyor, her ikisi de bu şaşkınlığı üzerlerinden atmaya çalışıyorlardı.
İki hafta kadar sonra Maria ve Ramon evlendiler. Maria’nın çocuklarıyla, bundan sonra ki yaşamlarını sürdürmek için seçtikleri rıhtım caddesindeki on numaralı ev, onlar için yeni başlangıçların ve sihirli bir dünyanın açılan kapısı olmuştu.
Ramon ve Maria’nın bir yıl sonra Dominic ve İsabel adında ikiz çocukları dünyaya geldi. Dominic ve İsabel hastaneden eve getirildiğinde, hep birlikte neşe içerisinde ailelerine katılan yeni kardeşlerinin sevincini yaşarlarken, Carlos; ürkek bir ses tonuyla – Lütfen! Arkanıza doğru dönüp bakın. Bayan İsabel bize gülümsüyor derken, bütün aile şaşkın bir halde bayan İsabel’i görürler. Bayan İsabel oğlu Ramon’a
– Ben sana bir gün buraya geleceksin, Bariloche’den ve benden vazgeçemezsin dememiş miydim. Bak! Şimdi vazgeçemeyeceğin kadar sevdiğin bir kadın ve kocaman bir ailen var diyerek gözden kaybolur.
Yazan : Melodi AKÇAY

Arjantin Buenos Aires’in yaklaşık 1700 km güney batısında yer alan San Carlos De Bariloche şehrinin rıhtım caddesindeki on numaralı ev, yeni sahiplerini karşılamak üzere hazırdır.
Bariloche, Arjantin’in Şili yakınlarındaki Patagonya Nahuel Huapi gölü kıyısına kurulmuş, şirin, ılıman iklime sahip, çikolatasıyla, su sporları ve kayak merkezleriyle ünlü turizm şehridir.
Rıhtım caddesi on numaralı ev, Nahuel Huapi gölüne ve arka bahçesine bakan genişçe iki balkonu, pembe boyalı duvarları ve oniki büyük odasıyla, yeni sahiplerine güzel bir hayat yaşatmak için, onların gelmesini sessizce beklemektedir.
Buenos Aires’te Maria adında kırküç yaşındaki bir kadın, dört çocuğuyla birlikte bir güne varmadan Bariloche’ye doğru son hazırlıklarını yapmaktadır. Yıllardır onu ve dört çocuğunu başka bir kadın için terk edip giden kocasından acı dolu hatıralarla geriye kalan evini ve bütün mal varlığını satarak Bariloche rıhtım caddesi on numaralı eve doğru yola çıkmak üzere hazırlıklarını tamamlar.
Hüzünle dolu bütün geçmişini değiştirmek üzere oğulları Martin, Pascal, Carlos ve kızı Alora ile öğleden sonra on numaralı eve doğru yola çıkar. Son bir kez Buenos Aires’teki hayatına geri dönüp baktığında yüreğinde bu eve dair sadece çabaladığını ve bir şeyleri değiştiremediğini, hayallerinin dalgalar arasında çırpınışlarını ve boğuluşlarını görür. Yıllarca karşılık bulamadığı, bir savaş halinde olduğu duygularına elveda diyerek oradan ayrılır.
Yaklaşık bir günlük uzun bir yolculuktan sonra, gece sona erip sabah olana dek hiçbir zaman cesaret edemediği şeyleri gerçekleştirmek üzere, bambaşka bir kadına bürünür. Artık, kendinden daha emindir. Nihayet ertesi gün öğleden sonra Bariloche, Rıhtım caddesi on numaralı eve varırlar. Nahuel Huapi gölü tam karşılarında olabildiğince duru ve saf güzelliğiyle durmaktadır. İnsanın görmeyi arzulayabileceği kadar güzel ve etkileyici bir yerdir. Çocukları ve Maria aşırı bir heyecan içerisinde, kendilerine rahat bir hayat sürdüreceğine inandıkları eve doğru, ilk adımlarını atmaya başlarlar. Kızı Alora ve oğullarından Martin
- Bizden sonra, hayatın boyunca verdiğin en doğru karar bu diyerek annelerini bu konuda desteklerler.
Anneleri Maria çocuklarına söyleyecek kelimeler arıyormuş gibi, onlara garip bir yüz ifadesiyle bakarak sarılır. Ve, titrek bir ses tonuyla sizleri seviyorum der.
Bir yandan eşyaları işçiler tarafından taşınırken, diğer taraftan da Maria, eline aldığı birkaç parça eşyayla rıhtım caddesi on numaralı evin bahçe kapısından içeri girer. Çocukları geniş bir bahçesi olan evin etrafında dolaşmak üzere karar vermişler ve çoktan yeni evlerini keşfe çıkmışlardır. Çocuklar konudan konuya atlıyor, annelerinin mutlu olması için elinden geleni yapacaklarına dair birbirlerine sözler veriyorlardı. Bahçedeki mimoza ağacının kokusu çevreye yayılmış bir haldeyken çimenlere uzanan çocuklar, burada bu sefer başaracağız diyorlardı.
Maria çocuklarını – Haydi! gelin çocuklar evi görmeyecek misiniz? Diye çağırıyordu.
Dört kardeş, evin kapısının önünde el ele tutuşup gözlerini kapayıp içeri girdiler. Gözlerini açtıklarında tam karşılarında uzunca, genişçe bir koridorla karşılaştılar.
- Carlos, tek kelimeyle muhteşem. Şahane! rahatça top oynayabileceğim dedi.
Kız kardeşi Alora, abisinin kolundan çimdikledi. –Hayır! hiçbir zaman bu evde bilinçsizce hareket etmek yok. Bu kuralımızı unutmayalım dedi.
Evin odalarının her bir köşesine dağılan kardeşler, odalardan çıkarken birbirlerinin bakışlarından bu evden ne kadar memnun ve mutlu olduklarını anlıyorlardı. On numaralı evin eski sahiplerinden hiç kullanılmayan ve eski kullanılmış birçok eşyada kalmıştı. El birliğiyle kullanılmayacak kadar eski olan bazı eşyaları aşağıya bodruma indirdiler. Var güçleriyle yeni eşyalarını yerleştirmek için uğraşıyorlardı. Yüreklerinde, geride bıraktıkları evlerine dair özlem kırıntılarını, bu evde akıllarına getirmek istemiyorlardı. Rıhtım caddesindeki on numaralı evin, özlemlerin kavuştuğu yer olduğuna inanmak istiyorlardı.
Bayan Maria nihayet mutlu olmuş, buraya gelerek kaybetme korkularından birazda olsa kurtulmuştu. On numaralı evin rıhtıma bakan balkonunun tam karşısında, Nahuel Huapi gölü muhteşem manzarasıyla duruyordu. Maria balkonundan gölü ve göldeki tekneleri seyrediyordu. Güneş, balkonu iyice kızdırmıştı. İlgisini çekmişti balkon. Burada güzel günler onu bekliyordu. Bunu hissediyordu. Nahuel Huapi gölünü seyrederken kızı Alora annesinin yanına geldi
- Çok güzel değil mi anne?
Haklısın. Sizlerle daha da güzelleşecek buna eminim diyordu annesi.
Ertesi gün öğlene doğru kalktıklarında, rıhtım caddesi on numaralı evde geçirecekleri ilk güne hazırdılar. Uzun bir süre yorgunluktan ağrıyan vücutlarını her ne kadar toparlayamadılarsa da, bu evde hiçbir tatsızlık olmayacaktı. Bu düşünceyi akıllarından hiç çıkarmayacaklardı.
Bayan Maria her zamanki gibi çocuklarından önce kalkmış ve enfes bir kahvaltıyla onları Nahuel Huapi gölüne bakan balkonda, kahvaltı masasında bekliyordu. Teker teker kahvaltıya gelen çocuklar birbirlerine bakarken gülümsüyor, neşelerine kahkahalar ekleniyordu. Onları böyle mutlu gören anneleri, mutluluğun üzerlerinde esen gri bulut tabakasını delerek, hızla geldiğini görüyordu. Rıhtım caddesi on numaralı evde o anın zevkini çıkarmak için, uzun zamandır unuttuğu kahkahalarını, çocuklarının kahkahalarına ekliyordu Maria. Bir yandan da hayal kırıklığına uğramadığı için, Tanrım! Şükürler olsun diyerek dua ediyordu.
Üç oğlu, annesiyle kız kardeşlerini kahvaltı masasında bırakıp, rıhtım caddesini yukarıdan aşağıya doğru gezmek üzere, hızlı bir şekilde masadan kalkarak yola koyulmuşlardı. Anne kız baş başa kalıp Nahuel Huapi gölünün muhteşem manzarasında bu anın keyfini çıkarırken, diğer yandan da
– Bu oğlanlara birer çözüm yolu bulmalıyız diyerek gülüşüyorlardı.
Alora – Bak! Hep birlikte göreceğiz. Çok geçmeden buraya alışacağız ve buradan gitmeye bile niyetimiz olmayacak diyordu annesine.
Öğleden sonra güzel bir gün geçirmişti anne kız. Alora bahçede mimoza ağacının altında yarım kalan romanını okurken, annesi Maria, balkona çiçeklerini yerleştiriyor ve çiçeklerine yeni çiçekler ekliyordu. Rıhtım caddesindeki on numaralı evin tam karşısında Nahuel Huapi gölü, sağ ve sol tarafında iki büyük villa vardı. Bayan Maria, iyi bir ev sahibesi olduğunu göstermek için, dün eşyalarını taşırken, onlara yan villanın balkonundan bakan yaşlıca bir bayanı evine davet etmek istiyordu. Eşyalarını eve taşırken ismini bilmediği o bayan, ona ve çocuklarına öyle içten gülümsemişti ki, bu gülüş karşılıksız kalmamalı diye düşündü.
Yan villanın bahçe kapısından içeri girerken o bayan, villanın dış kapısından dışarı çıkıyordu. Bir an göz göze geldiler ve birbirlerini baştan aşağıya süzdüler.
- Merhaba ismin Maria. On numaralı eve Buenos Aires’ten yeni taşındık.
- Merhaba. Hoş geldiniz Bayan Maria. İsmin İsabel. Memnun oldum bayan.
- Buraya özgü olan sıcak bir çikolata içmeye ne dersiniz evimde dedi Maria.
Bayan İsabel, Maria’nın teklifini nezaketle kabul etti. Elli beş yaşında sevimli bir bayan olan İsabel, oğlu Ramon ile birlikte yaşadığını söylüyordu. Ramon’un yirmi yaşında, Nahuel Huapi gölünde büyük balıkçı teknesiyle balıkçılık ve kimi zamanda turist taşımacılığı yaparak hayatını geçirmekte olduğundan bahseder.
- Oğlum Ramon’un bazen söyledikleriyle yaptıkları birbirini tutmaz. Balık tutmaya gidiyorum der, fakat dağlarda yürüyüşte olduğunu duyarım. Biraz dünyayı umursamaz. Biraz da beni. İnatlaşır benimle. Bu yüzden, benim yaşlı bir ihtiyar olduğuma inanır. Onu, göz hapsinde tuttuğumu sanır ve teknesini benden bir kaçış yolu olarak görür. Bir gün onu serbest bırakacağım. Belki! biraz aklı başına gelir. Neyse bayan Maria, yarın sizi de evimde bir fincan kahve içmeye bekliyorum der gülümseyerek ve oradan ayrılır.
Maria, o gün ve o günden sonra son zamanlarda hiç sahip olmadığı kadar burada mutludur. Güzel ve ona dost olabilecek, arada bir de onu çılgına çeviren oğlu Ramon’u şikayet etmek için uğrayan İsabel’le iyi bir arkadaş olmuştur. Bayan Maria, İsabel’le sohbetlerinden birinde, bir iş sahibi olmak istediğinden ona bahseder.
Bayan İsabel, Maria’ya
– Ben önceleri çikolata, şekerleme ve pasta üzerine pastane işletiyordum. Çikolata ve pasta konusunda ustayım. Bir pastane dükkanım vardı. Fakat bir süreliğine çalışmaya kapattım. O bir süre çok uzun oldu. Şimdi ne dersin? Sen o pastaneyi işletir misin? Dediğinde Maria, ona karşı gelmedi.
Çünkü, kendini yeniden keşfetmek için çalışmaya ihtiyacı vardı. O tekliften sonra artık her gün kızı Alora, oğlu Pascal ve bayan İsabel’le el ele vererek, pastane konusunda üstlerine düşen görevleri bir bir yerine getiriyorlardı. Bayan İsabel pasta ve çikolata üzerinde bildiği kişisel deneyimlerini onlara aktarıyor, onları bu konuda hayata hazırlıyordu.
Maria’nın daha önceleri olanaksız dediği her şey, rıhtım caddesi on numaralı eve sahip olduktan sonra düzelmeye başladı. Bayan İsabel, her sabah oğlu Ramon’u teknesiyle Nahuel Huapi gölüne uğurladıktan sonra, Maria ve çocuklarıyla birlikte pastaneye gidiyorlardı.
Fakat bir gün Maria’nın dikkatini bir şey çeker. İsabel’in oğlu Ramon’u hiç görmemiştir. Oysa Maria’da her sabah erken kalkıyor ve balkonundan Nahuel Huapi gölündeki tekneleri seyrediyordu. Bu süre zarfında Ramon’nun teknesine rastlayamamıştı. Ramon’u merak ediyordu. O gün İsabel’e Ramon’la bizleri ne zaman tanıştıracaksın diye sorarken, İsabel gülümsedi.
- Çok söyledim ona. Gel! Seni Maria ve çocuklarıyla tanıştırmak istiyorum diye fakat, o her zamanki gibi teknesini tercih etti.
Bayan Maria - Neyse, başka bir zaman tanışırız diyerek konuşmasını kesti.
Bundan sonraki günlerde çocukları annelerinin ve hayatlarının ani bir şekilde değişmelerinin mutluluğunu yaşarlarken, Bariloche’yede alışmışlardı. Çikolata dükkanından ve dışarıdan eve her dönüşlerinde, artık hepsi bir heyecan, bir telaş içerisindeydiler. Babalarının onlar üzerinde bıraktığı olumsuz etkileri burada huzurla, sıkıntılı günlerden uzak yaşamaya başladılar.
Çikolata ve pasta işini iyice öğrenen çocuklar annelerini ve bayan İsabel’i evde bırakıyorlar, kimi zamanda onların güzel sohbetlerine Güney Amerika’ya özgü meyvelerle, yaptıkları pasta ve çikolatalarla eşlik ediyorlardı. Pastaneye gitmeden önce her sabah rıhtım caddesi on numaralı evin balkonunda oturup, Nahuel Huapi gölüne bakarak keyifli sabahlar geçiriyorlardı.
Maria, yine bir sabah erkenden kalkmış üzerinde sabahlığıyla kahvesini yudumlarken, Nahuel Huapi gölünün rıhtımına demirlemiş bir tekne dikkatini çekti. Bugüne kadar görmediği, merak içerisinde olduğu, Ramon yazılı bir tekne rıhtıma yanaşmış duruyordu. Aylar sonra nihayet Ramon’u görebileceğine sevindi. Yeni uyanmakta olan çocuklarına
- Çocuklar! Carlos, Pascal! Diye seslenerek; Bakın! Sonunda bayan İsabel’in oğlu Ramon’un teknesi rıhtıma demirlemiş. Onu görerek merakımız gidereceğiz dedi heyecanla.
Oğlu Pascal - Birkaç zaman daha onu görmeseydim, bayan İsabel’in aklını kaçırmış olduğuna inanacaktım diyor, kardeşleri tarafından da çimdikleniyordu.
Hep birlikte kahvaltı sofralarını hazırlarken Carlos, tekneden genç bir adamın inmekte olduğunu gördü. Ev halkına – Koşun! Buraya gelin. Sanırım bay Ramon tekneden çıkıyor dedi merakla.
Yazan : Melodi AKÇAY
HİKAYENİN DEVAMI

Hayatın ne kadar çok hızla ve çabuk değişebileceğini bilmiyordum. Hele de içimde tüm şiddetiyle esen fırtınaların gölgesinde kalmaktan, korkunç bir gümbürtüyle ses çıkaran şimşeklerden ve git gide büyüyen çığın altında kalmaktan yoruldum.
Her yaşımın basamaklarından çıkarken, bana getireceklerini beklediğim belkilerin gölgesinde kalmak, gördüğüm hayat resminin içine giremeyişim, en küçük esintide bile dallarımın kırılışı ve sürekli olarak aklımdan çıkarmaya çalıştığım kötülüklerin karşısında yeniden umut etmek, belki demek, kırılan dallarımı tutunabileceğim dala dönüştürmek için belkilerle yakından arkadaş olmuştum.
Keşkelerimden daha çoktur belkilerim. Kimin öyle değildir ki. Ateş kırmızısı bir elbise gibidir keşkelerim. Giydikçe yakar ve yanarım. Ne kadar yaksam ve yansam da; havalar bir kararıp, bir açsa da yaşadım derim.
Oysaki İşte! Keşkelerimden daha çok içimi acıtan, mavi bir elbise gibidir belkilerim. Giyemedikçe sadece yanarım. Ne kadar yansam da, her şeyin daha iyi olacağına inanırım. Ve, gördüğüm bu rüyadan hayal kırıklığıyla uyanırım. Ben, bunu bile bile yaparım. Çünkü insanım.
Görmek istemedikçe, yaşamak istemedikçe hüzünle biten bir filmin son sahnesi gibi, keşkelerime yenileceğimi bildiğim halde, oynadığım bu hayat filminin son sahnesini başa sarıp belkilere sığınırım.
Yaşarken öğrendiğim, cevabını bildiğim soruların cevap şıklarına, daima son bir şık eklerim. Hayatımda dört yanlış bir doğruyu götürse de, pervane böceği gibi döne döne yanacağımı bilsem de, içimdeki kurtarıcımdır belkilerim.
Keşkelerimden daha çok ağırdır belkilerim. Belkilerle, belki bir gün neden olmasın derim. Umut ettikçe, belki dedikçe gelmez bir türlü belkilerim. Sanki dağlar ardındadırlar. Bana gelmek üzere yola çıkmışlarda, bir türlü ulaşılamayan engelli yollara sapmışlar gibi hissederim. Tutunamam, dokunamam artık hayallerde bile yaşayamam. Gittikçe büyür içimdeki yangın. Belkilerden yardım beklerim. Umut ettiğim kurtarıcım yavaş yavaş elini eteğini çeker benden, bir türlü ulaşamam.
Hasrete inat, Belki! Belki bir gün belkilerim gelir derim. Ama bir türlü gelmez belkilerim. İşte! O zaman keşke! Keşke belkileri beklemeseydim derim. Artık ısrar etmem, umut etmem. Belki bir gün belkilerim gelir diye beklemem.
Sonra ne olur, hafif bir esintide yine kırılır umutlarım. Hızla gelir keşkelerim. Dalında daha açmadan yüzünü göremediğim, ama bir yerlerde olduğunu bildiğim, şans meleğim belkilerim gelir. Yanıldığımı görürüm. Hem şaşkın, hem kuşkuyla neler oluyor böyle diye durakladıktan sonra, artık ikinize de ihtiyacım yok derim.
Arapsaçına dönen bir benlikle belkilerin ve keşkelerin yıkıntıları arasında, bir an bile üzerime giyemeyeceğimden artık emin olduğum mavi elbiseli belkilerimden vazgeçerim.
Bu sefer belkilerim inat eder içimde. Direnirim. Kaçmak, kurtulmak kolay değildir. Tekrar tuzağa düşürürler beni umut ederim, belki bir gün derim. İnandırırlar, umut ettirirler ama bir türlü gelmezler.
Hayatımı alt üst eden, şans meleğim belkilerim!
Yüreğimi karış karış dolaşsanız da, her şeyin daha güzel olacağına inandırsanız da, kırılan dalımın yeniden tamir edileceğini düşündürseniz de; belki, belkiler gelir diye umut ettirseniz de,
Belkiler! Belkilerden bıktım artık, gelmeyeceğinizi biliyorum. Keşkelerim ve belkilerim sizleri istemiyorum. Artık gelmeyin….
Yazan : Melodi AKÇAY